Market ve Perakende Sektörü

“Türkiye’de perakendede çok hızlı bir dönüşüm yaşandı. AVM’ler olmasaydı bu gelişim yaşanmazdı”
Abdullah Kiğılı, Türk hazır giyim ve perakende sektörünün öne çıkan isimlerinden biri. Kiğılı, 1965’te Sultanhamam’da babasının kumaşçı dükkanında iş hayatına atıldı. O dönem her sokakta kumaşçı ve terzilerin bulunduğu yıllardı. İlk hazır giyim mağazasını ise 1969’da İstiklal Caddesi’nde açtı.
Sektörün duayeni Osman Boyner’in teklifiyle Beymen’in ürettiği ilk takım elbiseyi, 1971’dekendi mağazasında satmaya başladı. 1972’de Boyner’le ortak oldu ve Beyoğlu Beymen mağazasını açtı. Birlikte 9 yıl boyunca hazır giyim sektörüne pek çok yenilik getirdiler.
Abdullah Kiğılı ve beraberindeki pek çok Türk girişimcisi, Özal döneminde fasonculuk yaparken mağazacılığı ve markanın önemini öğrendi. Sektöre bayilik sistemi hakimdi. Dolayısıyla perakendenin büyük kısmı kayıt dışıydı.
“1995 yılına kadar bu şekilde çalıştık” diyen Kiğılı, 1990’lı yıllarda AVM’lerin açılmasıyla beraber mağazalaşmanın başladığını söylüyor. “2000 yılında taş çatlasa 10 tane AVM vardı. Bir markanın en fazla 10 mağazası vardı” diyen Kiğılı, bugün sadece kendisinin 200 mağazası olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor:
“Bundan 10 yıl önceyle bugünü kıyasladığınızda büyüme yüzde 500’lere varıyor. Bugün 300’e yakın AVM var, her AVM içinde ortalama 150 mağaza var. Bu demek oluyor ki sadece AVM’lerde 5 bine yakın mağaza var.”
Sektörün öncü isimlerinden Abdullah Kiğılı, Türkiye’de hazır giyim perakendeciliğini ve gelişimini Capital’e şöyle anlattı:

Capital: Giyim perakendeciliğinde son yıllarda izlediğimiz değişimi anlatır mısınız? Son dönemin en önemli gelişmeleri sizce neler?
– Sektörde 45 yılımı bitirdim. 1965’te Sultanhamam’da işe başladığım zaman kumaş ticareti yapıyorduk. Türkiye’de hazır giyim diye bir sektör yoktu, hazır giyim bile yoktu. Her şehrin caddelerinde, sokaklarında kumaş mağazaları ve terziler vardı. Kumaşı kumaşçıdan alıp alıştığınız terziye götürüp provalarla 1 ayda bir elbise diktiriyordunuz.
Capital: Hazır giyim perakendeciliği ne zaman başladı?
– İlk olarak 1971’de Beymen kuruldu. Ardından İGS kuruldu. Ve ilk kez standart bir takım elbise üretimi başladı. 1971 yılında Osman Boyner’in teklifiyle İstiklal Caddesi’nde daha önce 1969’da açmış olduğum kendi Kiğılı mağazamda, Beymen’in ilk takım elbisesini sattım. Beymen’in bayisi olmuştum. Daha sonra 1972 yılında Boyner’le ortak olduk. Beyoğlu Beymen mağazasını açtık. 9 yıl boyunca Beymen mağazasında bütün hazır giyim ürünlerinin satışını yaptık. 1980 yılında ortaklıktan ayrılıp Kiğılı Konfeksiyon Fabrikası’nı kurdum.
Sayın Turgut Özal da 1-2 yıl sonra başbakan oldu ve Türkiye’de ihracat dönemi başladı. Gümrük bedeli ödemeden üretim makinelerini ithal etmeye başladık. Özal, ihracatta inanılmaz kolaylıklar getirdi. Dolarla yaptığımız her ihracata yaklaşık yüzde 35 devlet teşvik primi veriyordu. Bu hazır giyim sektöründe önemli dönüm noktalarından biriydi.
Capital: Hazır giyim şirketleri uzunca yıllar zincirleşemedi. Birkaç mağazayla yetindiler. Bunun arkasındaki neden neydi?
– 1980’den sonra işi öğrenmeye başladık. Örneğin, ben fabrikayı kurduktan sonra işin başına Alman eğitmenler getirdim. Bant sistemini kurduk. Erkek takım elbiseden pantolona, cekete, kravata, gömleğe kadar üretim yapmaya başladık. Türkiye’de 1995 yılına kadar hem 500’ün üzerindeki bayi teşkilatımıza mal satıyorduk hem dünyanın önemli markalarına hammaddesi yurtdışından gelmek üzere fason üretim yapmaya başladık. 1995 yılına kadar bu şekilde çalıştık. İşi öğrendik, işi öğrendikten sonra da ihracata, fason çalışmanın çok büyük bir kârlılığı olmadığını gördük. Ama dünya markalarına hizmet verirken çok kısa zamanda sistemi öğrendik, altyapısını kurduk. 1994 yılında Gümrük Birliği Anlaşması imzalandı, bütün kapılar açıldı. O tarihten sonra önce ihracatta fasonu kaldırdık. Türkiye’de kumaşı, malzemesi, işçiliği dahil ihracat yapmaya başladık. Aynı zamanda mağazacılığa başladık. 70lerin şartlarında önemli olan bir malı yapmaktı, sanayici olmaktı. Çünkü, imalat sanayi azdı ve karşınızda belli bir tüketim yapan bir toplum vardı. Ne yaparsanız yapın önemli olan üretmekti. Büyüklerimiz hep tüccarın akıllısı sanayici olur, kafası az çalışan perakendeci olur derlerdi. Türkiye’de 1990’lı yıllara kadar mağazalaşmak önemli değildi.
Capital: Mağazalaşma AVM’lerin açılmasıyla mı cazip hale geldi?
– 1987’de Türkiye’nin ilk AVM’si Gallerıa açıldı. Ben de 1990’da ilk AVM mağazamı orada açtım.
1994-1995 yıllarında AVM sayısı artmaya başladı. Capitol, Akmerkez, Carousel açıldı. Herkes gibi biz de AVMler kurulduktan sonra mağazacılığı keşfettik. Buralarda kendi mağazalarımızı açmaya başladık. Kendi yaptığımız üretimi bu mağazalarda satıyorduk. Sektörün diğer önde gelen markaları da AVM’lerle birlikte mağazalaşmaya başladı.
Capital: Sonra 2001 krizi geldi ve sanıyorum bir darbe vurdu sektöre?
– 2001 krizinde 40-50 milyar dolara yakın büyük kayıplar yaşandı. O krizden sonra bazı şeyleri çok daha iyi öğrendik. 50 yıldan beri zaten krizlerle yaşayan bir ülkeydik. 2004’ten itibaren 2008-2009’a kadar büyük ilerleme gösterdik. Bu dönemde AVM’ler hızla çoğaldı. Bugün Türkiye’de 300’ün üzerinde AVM var ve biz bunların büyük kısmında yer alıyoruz. Şu anda mağaza sayımız 200’ü buldu. Yurtdışından da mağazalarımızın bayiliğini almak isteyen çok sayıda girişimci bulunuyor. Bilhassa sınır ülkelerle çok ciddi diyaloglarımız var. En son İran’ın Şiraz kentinde bir mağaza için anlaşmaya vardık. Yurtdışında franchising yoluyla büyüyoruz. Yurtiçinde kendi mağazalarımızı açıyoruz. Kuzey Irak’ta, Erbil’de geçen ay mağaza açtık. Kahire’de, Türk Cumhuriyetleri’nin hemen hepsinde mağazamız var. Yurtdışından Kafkaslar’dan, Hırvatistan, Sırbistan, Saraybosna ve Makedonya’dan ciddi mağaza teklifleri alıyoruz.
Capital: Bugün nasıl bir noktadayız? Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
– Türk hazır giyim sektörünün önü inanılmaz derecede açık. Kayıt dışında olan ekonomi AVMlerin açılmasıyla kayıt içine girdi.
Çünkü, eskiden 1-2 mağazası varken kayıt dışı ekonomiyi çok rahat yürüten müesseseler, mağaza sayısı arttıkça kayıt içine girmenin şart olduğunu gördü. Bugün AVM’lere girdiğinizde gıda perakendecileri, teknoloji perakendecileri, yapı marketleri, hazır giyim perakendecileri ve hizmet sektöründen şirketleri mutlaka görüyorsunuz. Hepsini içinde barındıran bir sektör bu. AVM’ler, bir ailenin tüm ihtiyaçlarını giderdiği bir yaşam ve kültür merkezi.
Capital: Daha önce zincirleşmeye çalışmış ve başarısız olmuş şirketler var mıydı?
– Yok gibi bir şey. Sadece cadde mağazaları vardı. Cadde mağazaları da İstanbul’da Rumeli, İstiklal ve Bağdat Caddesi’nde bulunuyordu. Bugün bu caddelerin hepsi hemen hemen berhava olmuş durumda. Çünkü, hem yurtdışından gelen hem yurtiçindeki markalar yerlerini AVM’ler içinde alıyor. Yaklaşık 10-15 yıl sonra Türkiye’nin 81 ilinin, 81’inde de AVM olacak. Ve organize perakendeciliğin payı gittikçe büyüyecek. Perakende tamamen kayıt içine alınmış olacak.Yeni dönemde mağazaların bankalarla yaptıkları anlaşmalar da tüketimi artırdı ve sektörü büyüttü. Tüketicilere çok geniş bir taksit imkanı tanıyoruz.

Capital: Perakendedeki dönüşümün önemli nedenlerinden biri de ödeme sistemlerinin gelişmesi değil mi?
– Tabii ki bu çok önemli bir alt neden. İlk Advantage Card ile giyimde taksit dönemi başlamıştı. Bugün öyle bir noktaya geldik ki 12 ay vadeyle bir cep telefonu alabiliyoruz. Bütçenizi iyi ayarlayabiliyorsanız bunlar herkesin lehine gelişmeler. Türkiye’de perakendede çok hızlı bir dönüşüm yaşandı. AVM’ler olmasaydı bu gelişim yaşanmazdı. Siz bana 10 yıl önce “mağazalarınızı genişletecek misiniz” diye sorsanız, çok bir şey söyleyemezdim. O zaman zaten 4-5 tane mağazamız vardı. “Taş çatlasa 3-5 mağaza daha açabilirim” diye bir cevap verecektim. 10 yılda bu kadar büyük gelişim olabilir miydi? Mümkün değil.
Capital: AVM’ler yokken Anadolu’da mağaza açma gibi bir gelenek yok muydu?
– Anadolu’da işi bayilerle götürüyorduk. Oralarda iş yapmak zordu. Mağazalaşmaya başlamadan önce 500 bayimiz vardı. Artık yurtiçinde kimseye bayilik vermiyoruz. Bir markanın Türkiye’de bayilikle büyümesi mümkün değil. Ancak kendi mağazanızı kendiniz açacaksınız, kendiniz doğru bir sistemle yürüteceksiniz. Zaten markalar kendi mağazalarını açmaya dönmüş durumda. Bir de altyapımız yoktu. Şekerpınar’da geldiğiniz bu tesis, 25 bin metrekare ve burada üretim yok. Sadece hammadde buraya geliyor. Tedarikçiler dikiyor ya da yurtdışından hazır geliyor. Buradan 57 ildeki 200 mağazamıza, buradan mal gönderiyoruz. Olmadığımız 24 il var. 2011 içinde 24 mağaza daha açacağız.
Capital: Anadolu neden zor?
– Anadolu’nun neden zor olduğunu şu örnekle daha iyi anlarsınız. Örneğin Erzincan’da mağazamız yok. Erzincan’da 2 tane önemli caddevar. 3 aydır orada mağaza açabileceğimiz dükkan arıyoruz. Bu ana caddelerin dükkanlarının yarıdan fazlasını bankalar kapatmış. Diğerlerinde şirketler var. Erzincan’da aylık kirası 10 bin liradan aşağıya dükkan yok. Erzincan aylık 10 bin lira kirayı kaldırır mı? Mümkün değil. Böyle ufak şehirlerde dükkan sayısı az olunca, kiralar çok pahalı oluyor. AVM olduğu takdirde geleceğinizi de biliyorsunuz, 5-10 yıllık kontratlar yapıyorsunuz. Size sağlıklı bir gelecek vaat ediyor. Caddede mağaza açsanız işler iyiyse mal sahibi 2 yıl sonra “Çıkın kendim mağaza açacağım” diyebiliyor. Sonra işiniz mahkemelere düşüyor.
Capital: Türkiye’de zincirleşmenin öncülüğünü hangi işadamları yaptı? Onların çıkış noktası neydi?
– Bir numara LCW. Bugün Türkiye’nin medarı iftiharıdır. Ben Abdullah Kiğılı olarak ilklerden biriyim. Artık mütevazı olmayacağım. Erkek giyimine bir sürü yenilik getirdik. Zincirleşmenin de öncüsüyüm. Son yapılan anketlere göre 10-15 mıknatıs marka var. Bu markalar AVMlerde yerlerini aldığı zaman AVM’ler daha sağlam, daha geleceği parlak hale geliyor. Biz o mıknatıs markalardan biriyiz.
Capital: Mıknatıs marka olmak size ne getiriyor? Avantajlar elde edebiliyor musunuz?
– Asgari kira ödemeyebiliyoruz. Bazı AVM’lerde aylık satıştan yüzde ile anlaşıyoruz. Her şey güçten geçiyor. Markanızı doğru yönlendirir, doğru hedefler koyarsanız alımda fiyatları da aşağı çekiyorsunuz. Pazarlık gücümüz artmış durumda. Benim çok önemli bir sloganım vardır: İşini büyüt, dünyayı küçült.

Capital: Bugün geldiğimiz noktada Türk perakendecileri perakendeciliği öğrendi mi?
– Kesinlikle bu işi Avrupalılardan daha iyi biliyoruz. Avrupalı yeni bir işe girmek isterse önce işi öğreniyor, sonra yatırımını yapıyor. Bizde tam tersi. Hangi işe girersek girelim önce yatırımını yapıyoruz sonra işi öğrenmeye çalışıyoruz. Böyle aceleci bir tarafımız var. Onun için Türk hazır giyim perakendecilerinin hemen hemen hepsi, rahatlıkla Avrupa’nın her yerinde mağaza açabilecek durumda. Bugün Türk hazır giyimcisi, bizim 30 yıl önce yaşadığımız durumu yaşayan sınır ülkelerine hiçbir şey olmasa know how verecek hale geldi.
Capital: 10-15 yıl önce ortada olmayan bugünün hızlı perakendecileri LCW, Koton, Adil Işık gibi markalar ne gibi fırsatları iyi değerlendirdi?
– Bunun tek tarifi, cesaret ve yürek. Gözümüzü kapattık, yüreklendik, cesaretlendik mağaza açmaya devam ettik. İlk 50 mağazayı açana kadar canım çıktı. Diğerleri de cesaretle çok sıkıntılar çekerek bugüne geldi.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: